Ailede dini eğitim

Ailede Dini Eğitim

Fıtrat ayeti olarak bilinen Rum Sûresi 30. ayette "O halde (ey Peygamber ve Peygamber'e uyanlar) yüzünü samimiyetle ve tamamen bu dine çevir, Allah'ın fıtratına çevir ki O insanları bu fıtrat üzere yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din (budur), fakat insanların çoğu bilmezler." buyuruyor Allah-u Teâla. Bu ayeti Peygamberimiz(s.a.v.)'in hadisleri ile daha iyi anlayabiliriz. Buhari ve Müslim'de nakledilen rivayete göre, Hz.Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Her doğan İslam fıtratı üzere doğar. Sonra onu anne-baba Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar. Nitekim bir hayvan yavrusu da derli toplu, azaları yerli yerinde doğar. Siz bu yavruda aza noksanlığı görüyor musunuz? Fakat müşrikler Cahiliye adetleri yüzünden onların kulaklarını keserler." Ahmed-i Müsned ve Neseî 'de bulunan bir rivayete göre; Müslümanlar bir savaşta düşmanlarının çocuklarını bile öldürmüşlerdi. Allah Rasûlü(s.a.) bunu öğrenince çok kızdı ve şöyle dedi: "Bu insanlara ne oluyor da hududları aşıyorlar, çocukları öldürüyorlar? Adamın biri: "Efendimiz, onlar müşriklerin çocukları değil mi?"dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah(s.a.v.) şöyle cevap verdi: "Sizin en iyileriniz bile müşriklerin çocuklarıdır. Doğan her çocuk fıtrat üzere doğar, sonra o konuşmaya başladığında anne-babası onu Yahudi ve Hıristiyan yapar."
     
Bu ayet ve hadisler ışığında baktığımızda saf, karışıklık ve tertemiz bir özle yaratılmış insanın öncelikle ailesinden öğrendikleriyle inancının ve dünya görüşünün şekillendiğini görüyoruz. Her müslüman anne-baba, İslamî değerlere bağlı, sağlam karakterli, güzel ahlaklı çocuklara sahip olmak ister. Bunun için ise ailenin dini eğitimde rastgele, anlık değil bilinçli, karşılaşacağı sonuçları hesaplayarak adım atması gerekmektedir. Çocuk ilk öğrenmelerini, ilk sosyalleşmesini aile ortamında kazanır. Dini eğitimde hedeflenen, ilk önce aile ortamında daha sonra diğer sosyal çevrelerde kanıdan bilgi ve davranışların, yaratılıştan gelen temiz fıtratı bozmadan gerçekleşmesi yani fıtratı korumasıdır. Bu ise insandaki yüksek duyguları tanımak ve ortaya çıkarmakla olur. Asr-ı saadette, ilk önce tevhid inancının benimsenmesine önem verilmiştir. Çünkü doğru ve sağlam Allah inancı ile insandaki bütün güzellikler kendini gösterir ve salih amellerle de kuvvetlenir.
  
Öyleyse çocuğa Allah inancı ne zaman verilmeye başlanmalı ve nasıl bir yol izlenmelidir sorusuna cevap arayalım. Aslında işin doğrusu eğitim, anne karnında başlar. Bazıları bunu evlilik öncesi eş seçimine kadar götürür. Ama dünyaya gelmiş ve bir birey olarak ben de varım diyen çocuk için dini eğitim ne zaman ve nasıl başlar?
   
Araştırmalar çocukta ilk başlayan duyguların sevgi, bağlanma ve güven duygusu olduğunu söylüyor. Bu duygular iki , üç yaşlarında kendini bariz şekilde gösterir. Üç yaşındaki bir çocuk seni seviyorum cümlesini kurabilir ve bunu söylerken ne demek istediğinin az buçuk farkındadır. Öyleyse anne-babalar, iki yaşından itibaren Allah sevgisini, ona bağlanmayı güven duymayı telkin etmeye başlayabilir. Çocuğa ilk önce "Lailahe illallah" cümlesi öğretilmeli ve tefekküre yönlendirilmelidir. Dinin en temel konusu olan Allah inancı, sevgi temeli üzerine oturtulmalıdır. Alah bütün varlıkları özellikle de çocukları seven, hataları affeden, koruyan, gözeten, rahmet sahibi, her türlü ihtiyacımızı bilen, bizleri besleyen, büyüten , hatalarımızı düzeltmemize imkan veren Yüce Yaratıcı olarak anlatılmalıdır. Küçük yaşlarda yapılan her türlü yanlışı günah olarak adlandırmamalıdır. Bu çocukta suçluluk duygusuna sebeb olur. Zaten zamanı geldiğinde günahın ne olduğunu anlatmak kaçınılmazdır.
   
Çoçuğa verilecek manevî eğitimin bir amacı da şahsiyet kazandırmaktır. Bunda başarılı olmak, insan benliğini iyi tanımaya bağlıdır. Her insanın doğuştan getirdiği kabiliyet ve temayüller vardır. Kuran- Kerim'de bu İsra Sûresi 84. ayette (....külün ya'melü alâ şâkiletih....) " herkes kendi şâkilesine (karakterine, hüviyetine) göre amel eder...) şâkile kelimesiyle anlatılmıştır. Herkesi aynı şekilde kabul edip, terbiye etmeye çalışmak büyük bir hatadır. Anne-baba ve öğretmen çocuğu iyi tanımalıdır. Bireyin müstakil olma isteğini korumak şartıyla, ferdi özelliklerini geliştirmek ve isteklerini meşru yollardan tatmin etmek, dinen yapamayacağı şeylerden bahsederek yasaklar koyarken, aynı konuda yapabileceği şeyleri göstermek şeklinde bir yol haritası çizilmelidir. Mesela; müzikle uğraşmayı seven bir çocuğa, bunu tamamen yasaklamak realist bir yaklaşım değildir. Bunun yerine sözleri anlamlı, düşünmeye sevkeden, manevî duyguları harekete geçirebilen müzik türlerine yönlendirilebilir. Yine para kazanma hırsı çok olan bir çocuğa, hayırsever iş adamları, liderlik kapatisesi olan birine, dünya ve ahiret dengesini kurabilmiş devlet adamları örnek gösterilebilir.
    
"Güzel bir insan karekteri binlerce tesirin Altın'da yoğurulmuştur. Bunların başlıcaları şunlardır: Örnek ve nasihat; hayat ve edebiyat; dostlar ve komşular; içinde yaşadığımız dünya ve amellerini tevarüs ettiğimiz ecdadımızın ruhları. İyi bir karakterde bunların hepsinin hissesi vardır." diyor Samuel Smiles" Kendine Yardım" isimli kitabında.
 
Muhammed Kutup'ta, İslam'a Göre İslam Psikolojisi kitabında;"İnsan fıtratından getirdiği bütün kabiliyetleriyle hayatına devam eder. İslam'ın eğitim anlayışı, insan psikolojisinin hiçbir teline vurmadan geçmemesine, ayrıca her tele vururken değerinden fazla vurmaz. Ya da hiçbir ses çıkaramayacak, nağme veremeyecek derece de hafiften vurup geçmez. Böylece insanın bütün benliğini sararak, bunun ötesinde insan psikolojisinde bir denge kurar."
  
Anne-baba, dini hikayelerle, kıssalarla, Allah'ı, Peygamberimizi, örnek alınacak kimseleri ve davranışları sevdirmelidir. Bunun yanında güzel örnek olmak çok önemli ve daha etkilidir. Çocuğa, elleri yıkamak, yemeğe başlarken besmele çekmek, temizliğe dikkat etmek gibi pek çok davranış hem nasihatle hem de davranışla öğretilmelidir. Burada Ali Ulvi Kurucu "Hatıralar" kitabında dedesinin abdesti ile ilgili anlattıklarına bir bakalım:"Zaman kaybetmeyen bir insandı. O abdest alırken kendisine dersim olan sarf nahiv kitaplarını okurdum. Çünkü hem çok yavaş abdest alırdı, hem de o kitaplar ezberindeydi. Abdest alırken çok dikkat ederdi. Sorardım:"Dede, sizin abdestiniz bizimkinden çok farklı oluyor; siz abdesti çok uzun alıyorsunuz. Niye böyle oluyor?

"Oğlum, ben abdest suyunu semâdan inen mânevînin bulut olarak kabul ederim. Semâlardan bir mânevî bulut  geliyor, günahlarımı yıkıyor...Senin günahın yok. Onun için bunu hatırlamana lüzum yok. İleride lazım olur diye söylüyorum..."
   
Onun bu cevabını işitmek için bu suâli defalarca sormuştum. Hiç kızmaz, her defasında derin manevi bir cevap verirdi.
   
"Ama ben acele acele alıyorum, dede."
    
"Ee! Sen küçüksün, yaşlandığında sen de buna dikkat edersin."

Altı yedi yaşlarından sonra , namaz, oruç gibi ibadetlere alıştırmaya başlanabilir. Zaten çocuk, evde namaz kılınıyorsa, oruç tutuluyorsa , kendiliğinden bunları yapmak isteyecektir. Ebeveyne düşen, kendilerinizde ibadetlerinde istikrarlı, devamlı ve iştiyaklı olmalarıdır.
  
Ayrıca, çocuklarımıza dualarımızı eksik etmemeliyiz. Duâmız, yuvalarımızın İslam terbiyesiyle yoğurulmuş mekanlar olmasıdır.

kaynak:bedirhaber